Zamanın ruhuna uyan dahi… Pablo Picasso
Picasso’nun
kübizme devrildiği evresini kapsamlı anlatabilmek için 2 epizodu peş peşe seyredip
yazmayı yeğledim. National Geographic’in
Genius(Deha)dizisi gerçekten çok güzel,aksiyon kıvamında anlatıyor hiperaktif
ustayı. Yaşamı çalkantılar dolu aykırı adamın. Empresyonistlerin etkisiyle ve
arkadaşı Marc Jacop’un tanıştırdığı Fransız şairi Guillaume Apollinaire ile kanka olduğu dönemde “Ben fotoğrafçı değilim”, “kuralları kırarak sarsıcı olmalıyım”
demeye başladı huzursuz İspanyol. Onu portre ressamı olmaktan sıyırarak, kübist
yapan aykırı Fransız şair, edebiyata özellikle şiirlere, bir resim akımı olan
kübizmi oturttu.. 20. yüzyıl başlarında ortaya çıkan kübizm, dadaizm, fütürizm
gibi öncü akımların temsilcisi, sürrealizmin isim babası Apollinaire 26 Ağustos 1880’de Roma’da doğdu, 9 Kasım 1918’de
Paris’te yaşamını yitirdi. 1903'te Le Festin d'Esope adlı dergiyi kurdu. Bu
yıllarda şiirleri, Fransız çağdaş şiirleri arasındaydı. 1911 yılında Picasso ve
Braque ile birlikte Kübist Oda 41'in düzenlenmesine yardım etti; Apollinaire şiirlerinde
noktalama işaretlerini kaldırdı, harflerle desenler oluşturarak biçimi öne
çıkardı. O Picasso’nun resimde kullandığı yapıştırma tekniğini şiirde kullanırken
Picasso’da perspektifi tamamen dışladı. Beraber takıldıkları Moulen Rouge’un
palyaçolarını tek düzlemde resmederek kübizme ayak bastı Pablo.. Bu arada 20. Yüzyılın
en büyük ressamlarından Henri Matisse’den
kıskançlık düzeyinde etkilendi. Kırk yılı aşkın çekişmeli dostlukları onları
dünyanın en etkileyici ressamları yaptı
Dostluklar ve aşklar arasında kübizme
savruldu
Somutdan soyuta geçiş yolculuğunda Pablo’nun
serüveninde yazar ve kolleksiyoncu Gertrude
Stein’la tanışması ve onunla sohbetleri sonucu yaptığı resminin çok önemi yeri
var. Paris’in bu akıllı etkin kadını onu ve Henri Matisse’i müthiş bir rekabete
sokar. “Kurallarda ustalaş ki aşmayı
bilesin” diyen, çok iyi bir resim eğitimi almış Pablo Picasso, bu dönem
devrimci sloganını “tiksindirici ve
gücendirici olmalıyım”a dönüştürerek
portrelerine amorf formlar vererek somut resimden tamamen kopmaya 1906’dan
itibaren başladı. Pembe eşiği atlarken tiksindirici resimlerinde kreşendoya bilinen ilk kübist
resmi olan Avignon'lu Kızlar’da ulaşır. Pablo
Picasso’nun acıya, umutsuzluğa ve melankoliye yakın duran figürleri konu olarak
seçtiği mavi döneminden sonra çoğunlukla soytarıları, sirkte çalışanları,
oyuncuları resmettiği daha az hüzünlü olan pembe dönemi gelir. Pembe dönemin
ardından Picasso iki boyutlu düzlemde üçüncü boyut arayışlarına girerek
Kübizmin oluşmasına öncü olur. 1905 yılına kadar sembolist özelliklere ve
sosyal gerçekçi konulara eğilimi varken bu tarihten sonra sadece resimsel
nitelikler üzerinde durur. Döneminin Paris sanatsal rüzgarında Monet, Cezanne
ve Seurat gibi sanatçıları takip eder. Matisse ve Yaşama Sevinci adlı resmi özel ilgisini
çeker. 1907 tarihli ve 244 x 235 cm ölçülerindeki Avignon'lu Kızlar,
Matisse'in resmine gösterilen tepkileri de yansıtır. Aslında Avignon’da bir
genelevdeki kadınları resmettiği için resmin adı ‘Avignon Genelevi’dir.
Çalkantılı ve çok eşli aşk hayatı da bütün hızıyla sürer.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder