'X'
solcuyum demenin dayanılmaz hafifliği...
'Gelişimin
etkisiyle dönüştüm' madrabazlığı arkasına
saklanıp 'eski solcuyum' diyenlere
ifrit oluyorum. Ne demek eski solcu olmak? Hele sol pratik içinde yer almadan 'mış gibi yapanlar' çok asabımı
bozuyor. ‘X’ diye ölmüş şahsa derler ki…Kendine “eski” solcuyum diyen de karakter
iflasından “x” olmuştur zaten. Solculuk; özgür düşünce severlik, bağımsız us
düşkünlüğünün özümsenmiş, içtensellenmiş varoluş biçimidir. Eskisi yenisi olmaz. “Ortodoks
bir solcu tavrıyla hareket ediyor olabilirim..” diyerek lafa girerek “Komedi bunun neresinde” başlığı atan Uğur Vardan ve “eski solcu arkadaşlarım
gene bana kızacak ama Stalin ve SSCB dönemini iyi bilen eski solcu olarak
insanlık tarihini en karanlık en, trajik döneminden bahseden filme güzelleme
yaparak hararetle tavsiye eden Ertuğrul
Özkök.. pencerelerinin dışından seyrettim “Stalin’in Ölümü” filmini. Hakkında
yazılanlardan derlediklerimle anlatayım filmi size; “The Thick of It”,“In the
Loop” ve “Veep” gibi film ve TV şovlarının senaristliğini ve yönetmenliğini
üstlenen politik hiciv ustası Armando
Iannucci’nin yeni filmi “The Death
of Stalin”; Sovyetler Birliği’nin despot ve diktatör lideri Joseph
Stalin’in 1953 yılındaki ölümünün hemen ertesinde iktidar kabinesinde yer alan
isimlerin liderlik için girdiği güç çatışmalarını ve kapılı kapılar ardında
dönen kirli entrikaları kara komedi yoluyla ekranlara taşıyor. Yaptığı işlerde,
devleti yönetenlerin işlevsizliğini tasvir ederek gerçek yaşam liderliğinin
telaşlı doğasına karikatürize bir parlaklık kazandıran Iannucci, The Death of
Stalin’de, bir tiranın ölümünden sonra boşalan siyasi iktidar koltuğuna geçmek
için türlü dalavereler ve çirkinlikler tezgahlayan politikacıları yakın markaja
alıyor. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren ve
ülkemizde !f İstanbul vesilesiyle ve şimdi Başka Sinema’da izleme fırsatı
yakaladığımız film, hem Iannucci
meraklılarını tatmin edecek hem de Steve
Buscemi ve Jeffrey Tambor gibi
yıldız oyuncuların bulunduğu oyuncu kadrosuyla yapımcılarının ticari
beklentilerini de karşılayacak gibi duruyor. Özellikle son zamanlarda, ABD’de
ve başka birçok ülkede yaşanan biz de de çok yakın gelecekte yaşanması beklenen
siyasi kargaşaları ve çekişmeleri de düşününce, hükümetlerin yozlaşmasını
ekrana taşıyan böylesi bir kara komedi daha fazla dikkate değer oluyor.
Nietzsche’nin söylediği gibi seyredenin entellektüel kapasitesini sonuna kadar
doyuran film “Emret Başbakanım” dizilerinde yakalanan soğuk ince iğneleyici
espri kıvamında. Fabien Nury ve Thierry Robin'in Fransız çizgi romanından uyarlanan
filmde Jeffrey Tambor, Steve Buscemi, Andrea Riseborough, Olga Kurylenko,
Rupert Friend, Michael Pali yer alıyor.Film,
acımasız diktatör Joseph Stalin’in (Adrian McLoughlin) ‘ülkeyi mahvettiğine
dair’ kendisine gönderilen kötü bir notu okuyup gülmeye başladığı ve aniden
geçirdiği beyin kanaması sonucu yere yığıldığı 1953 yılının Moskova’sında geçiyor.Film SSCB lideri Loseph Stalin’in son günleri ile başlıyor ve çalışma
odasında ölü bulunmasıyla şekilleniyor. Film bu ölüm sonrası yaşananları gözler
önüne seriyor. Yaşananlar bazıları için bir fırsat anlamına geliyor. Stalin’in
çevresindeki isimler iktidar yarışına giriyor. Olaydan sonra Stalin’in odasına ilk gelen
danışmanlarından Lavrentiy Beria (Simon Russell Beale) olur. Beria’dan sonra
odaya giren Georgy Malenkov’un (Jeffrey Tambor) paniği, Beria’nın zayıf iradeli
Malenkov’u bir kukla olarak kullanarak, kendisini Stalin’in yokluğunda
kumandanlık yapmaya sevk eder. Daha sonra odaya sırasıyla Nikita Khrushchev
(Steve Buscemi), Vyacheslav Molotov (Michael Palin)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder