bir garip Celal Sılay vardı İstanbul’da…
7 Eylül 1974 günü yitirdiğimiz
döneminde Türkiye’nin Oscar Wilde’i
olarak anılan, anneannem Fehime (Mülküs) hanımın, Moda Mektep Sokak 22 numara
da ki evinde ki, orta kat kiracımız, “değişik adam” Celâl Sılay'dan bahsedeceğim bugün. Gürül gürül yaşam dolu, sesi,
gülüşü, kahkahası dünyayı tutan, şiir yazıp şiir yaşayan, doğru yanlış
düşüncelerini hiç çekinmeden, hatır gönül saymadan pattadak söyleyen, kendi
deyimiyle daha o toyluk dönemindeki "büyük
lâf eden, gürültü yapan, muhataplarını ezen" hoyrat insandan, daha bir
yerine oturmuş, daha bir durulmuş, daha kaygılı, duygulu, iyiye güzele doğruya
daha saygılı bir insan çıkarmayı başaran şair Celâl Sılay'dan.. Çocuktum ufacıktım onu gördüm özgür yaşama, şair
diye bir tür insanın varlığına ayıldım, desem yalan olmaz.. Arkadaşları
arasında "Napolyon Celâl",
"Deli Celâl" gibi
isimlerle anılırdı. Aykırılığı ve başkaldırısıyla bazı benzer yönleri olsa da, Sılay,
Wilde'ın algılamalardaki hâkim çizgilerinden uzak kendine özgü bir kişilikti.
İlk şiirlerinde Necip Fazıl ve Nazım Hikmet gibi şairlerin etkisinde kalmasa
da, sonraları şu veya bu akımın kalıplarına girmek yerine, kendine has bir
duyuş tarzına ulaşmış, hayatın rutinliğinin oluşturduğu ülfet perdesini
kaldırarak samimi ve çarpıcı duygular, duyarlılıklar yakalamış bir şairdir.
Küfelik olurdu yalnız adam
Bazı Fransız şairlerinin isimlerini sık sık
kullanan bohem bir yaşam süren, düzgün bir hayat kuramayan, otel
odalarında veya bizim ki gibi bekar evlerinde yaşayan şair hakkında en
önemli betimleme “nev’i şahsına münhasır
bir adam” oluşuydu. Markiz, Lebon vb. zamanının entelektüel kahvelerine takıldıktan
sonra geceleri meyhanelerde zil zurna olur, son vapurla Kadıköy’e dönünce
tanıdık sırt hamalları “küfelik Napolyon”u
Moda’ya taşır evin kapı önüne bırakırlardı. Küfelik olmanın tanımını çocuk
yaşımda yaşayarak Celal beyden öğrendim. Dostu ve anneannemin odayı kiralamasına
kefil olan yakınımız Haldun Taner, onun
hakkında yazdığı bir yazıda onun karakteri ve edebi kişiliği hakkında bilgi
verirken sevecen bir ifadeyle “ Kulaktan
dolma bilgilerle konuşan, içki masalarında sık sık görülen biraz düzensiz ve
deli dolu yaşayan bir şair” olarak tasvir etmiştir..Bizim kagir ev Laz
kalfalar tarafından apartmana dönüştürülünce “Fehime hanım ile Celal beyin
tatlı sert atışmaları” sonlandı. Celâl Sılay'ı ölüm elli yaşında yakaladı. Yapayalnız
oturduğu, gelgeç duygusal ilişkileri dışında, eşe dosta, ahbaba, arkadaşa
kapısı kapalı evinde ölü olarak bulundu. Seçimine uygun olarak tek başına
yakaladı ölüm onu, o hoyrat dış görünüşü, zaman zaman insanı kendinden
uzaklaştıran kırıcılığı altında, incenin incesi, duygulu bir yürek taşıyan
adamı..
Bir gecede kel oldu
Necip Fazıl, Fazıl Hüsnü Dağlarca çizgisinde
özgün şiirler yazan şair bohem hayatıyla ilginç bir kişiliği ile
dikkatleri üzerine çekmişti. Şiirlerinde ilginç gözlemlerinden kaynaklanan
tespitlere yer veren şair, şiirlerinde mistik ve felsefi denebilecek özellikler
işledi. 1930'lardan 1970'lere uzanan yıllarda, aykırı, sıra dışı, hoyrat
tavırları kırılgan ve küskün tavırları ile şairler arasında kendini belli etti.
Çeşitli aşkları a bohem bir yaşamı olan şair hiç bir zaman aradığı hayatı
bulamayan bir hayat çizgisinde yaşayıp kaybolmuştu. Bir kere aşık olmuş
yitirince hepten dağalmış. Askere gitmeden kör kütük aşık olduğu Cemile’yi
dönüşünde başkasıyla evlenmiş bulunca bir gecede tüm saçı eline geldi ve
yaşamının geri kalanında Tery Savalas
gibi dazlak dolaştı Celal bey. Herhangi bir akıma bağlı olmadığından yeterince
değerlendirilememiş, söyleyiş güzelliğine önem veren şiirler yazmış ve
hayatının sonuna kadar bu uğurda çabalamış şairimizden bir şiirle bitireli
Yolum
Bir ben beni bilirim, bir de beni
yaratan,
Bir ben bana lazımım bir de benimle
yatan,
Varlığımı ortaya varlık olarak atan,
Bir tesadüf tanırım bir de ne
olduğumu.
Bu denizler, bu gökler ve bütün bir
kainat,
Bu şarkılar, bu hisler ve bu kısacık
hayat,
Şuurumda renklerin sırıtışıdır
heyhat!
Ben bir neşe tanırım, bir de onun
yolunu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder