15 Mayıs 2018 Salı

bir garip Celal Sılay vardı İstanbul’da…

7 Eylül 1974 günü yitirdiğimiz döneminde Türkiye’nin Oscar Wilde’i olarak anılan, anneannem Fehime (Mülküs) hanımın, Moda Mektep Sokak 22 numara da ki evinde ki, orta kat kiracımız, “değişik adam” Celâl Sılay'dan bahsedeceğim bugün. Gürül gürül yaşam dolu, sesi, gülüşü, kahkahası dünyayı tutan, şiir yazıp şiir yaşayan, doğru yanlış düşüncelerini hiç çekinmeden, hatır gönül saymadan pattadak söyleyen, kendi deyimiyle daha o toyluk dönemindeki "büyük lâf eden, gürültü yapan, muhataplarını ezen" hoyrat insandan, daha bir yerine oturmuş, daha bir durulmuş, daha kaygılı, duygulu, iyiye güzele doğruya daha saygılı bir insan çıkarmayı başaran şair Celâl Sılay'dan.. Çocuktum ufacıktım onu gördüm özgür yaşama, şair diye bir tür insanın varlığına ayıldım, desem yalan olmaz.. Arkadaşları arasında "Napolyon Celâl", "Deli Celâl" gibi isimlerle anılırdı. Aykırılığı ve başkaldırısıyla bazı benzer yönleri olsa da, Sılay, Wilde'ın algılamalardaki hâkim çizgilerinden uzak kendine özgü bir kişilikti. İlk şiirlerinde Necip Fazıl ve Nazım Hikmet gibi şairlerin etkisinde kalmasa da, sonraları şu veya bu akımın kalıplarına girmek yerine, kendine has bir duyuş tarzına ulaşmış, hayatın rutinliğinin oluşturduğu ülfet perdesini kaldırarak samimi ve çarpıcı duygular, duyarlılıklar yakalamış bir şairdir.

Küfelik olurdu yalnız adam
Bazı Fransız şairlerinin isimlerini sık sık kullanan bohem bir yaşam süren,  düzgün bir hayat kuramayan, otel odalarında veya bizim ki gibi bekar evlerinde yaşayan  şair hakkında en önemli betimleme “nev’i şahsına münhasır bir adam” oluşuydu. Markiz, Lebon vb. zamanının entelektüel kahvelerine takıldıktan sonra geceleri meyhanelerde zil zurna olur, son vapurla Kadıköy’e dönünce tanıdık sırt hamalları “küfelik Napolyon”u Moda’ya taşır evin kapı önüne bırakırlardı. Küfelik olmanın tanımını çocuk yaşımda yaşayarak Celal beyden öğrendim. Dostu ve anneannemin odayı kiralamasına kefil olan yakınımız Haldun Taner, onun hakkında yazdığı bir yazıda onun karakteri ve edebi kişiliği hakkında bilgi verirken sevecen bir ifadeyle “ Kulaktan dolma bilgilerle konuşan, içki masalarında sık sık görülen biraz düzensiz ve deli dolu yaşayan bir şair” olarak tasvir etmiştir..Bizim kagir ev Laz kalfalar tarafından apartmana dönüştürülünce “Fehime hanım ile Celal beyin tatlı sert atışmaları” sonlandı. Celâl Sılay'ı ölüm elli yaşında yakaladı. Yapayalnız oturduğu, gelgeç duygusal ilişkileri dışında, eşe dosta, ahbaba, arkadaşa kapısı kapalı evinde ölü olarak bulundu. Seçimine uygun olarak tek başına yakaladı ölüm onu, o hoyrat dış görünüşü, zaman zaman insanı kendinden uzaklaştıran kırıcılığı altında, incenin incesi, duygulu bir yürek taşıyan adamı.. 

Bir gecede kel oldu

Necip Fazıl, Fazıl Hüsnü Dağlarca çizgisinde özgün  şiirler yazan şair bohem hayatıyla ilginç bir kişiliği ile dikkatleri üzerine çekmişti. Şiirlerinde ilginç gözlemlerinden kaynaklanan tespitlere yer veren  şair, şiirlerinde mistik ve felsefi denebilecek özellikler işledi. 1930'lardan 1970'lere uzanan yıllarda, aykırı, sıra dışı, hoyrat tavırları kırılgan ve küskün tavırları ile şairler arasında kendini belli etti. Çeşitli aşkları a bohem bir yaşamı olan şair hiç bir zaman aradığı hayatı bulamayan bir hayat çizgisinde yaşayıp kaybolmuştu. Bir kere aşık olmuş yitirince hepten dağalmış. Askere gitmeden kör kütük aşık olduğu Cemile’yi dönüşünde başkasıyla evlenmiş bulunca bir gecede tüm saçı eline geldi ve yaşamının geri kalanında Tery Savalas gibi dazlak dolaştı Celal bey. Herhangi bir akıma bağlı olmadığından yeterince değerlendirilememiş,  söyleyiş güzelliğine önem veren şiirler yazmış ve hayatının sonuna kadar bu uğurda çabalamış şairimizden bir şiirle bitireli




Yolum
Bir ben beni bilirim, bir de beni yaratan,
Bir ben bana lazımım bir de benimle yatan,
Varlığımı ortaya varlık olarak atan,
Bir tesadüf tanırım bir de ne olduğumu.

Bu denizler, bu gökler ve bütün bir kainat,
Bu şarkılar, bu hisler ve bu kısacık hayat,
Şuurumda renklerin sırıtışıdır heyhat!
Ben bir neşe tanırım, bir de onun yolunu.



Hiç yorum yok: