İlginizi çekmeyebilir ‘özyazım’dır!
Zor meslektir mimarlık…
Dolaşalım biraz düşün dünyasında. Malum; konuyu bağlamayı beceremezsen içeriğe mahkum kalırsın. Ben anlatayım de siz bunun mimarlıkla bağlantısını kurun. İpucunu şöyle vereyim. Mimara ilk öğretilen tanrının detaylarda gizli olduğudur. Satır aralarını okuyarak vurgulamak istediğim, inşa etmeye çalıştım gerçekleri bulacaksınız. Varoluşçu edebiyatın “futbolcusu”, saçmanın babası, düşüncesi kanayan yazar olarak tanımlanan Albert Camus, politik söylemlerle sesini yükseltmedi ama fısıldayarak depremler yarattı. 1938’de tamamladığı ancak 1960’da araba kazasında ölümünden sonra 1970’de basılan ilk kitabı “Mutlu Ölüm” de gelecek yıllarda ki yazıları için birtakım notlar tutmuş, kendi yazgısına egemen olan özgürlüğünü savunmuştu. Yapıttan daha çok ilerde ki yazıları için belgeler derlemişti. Daha sonra yazdığı ünlü “Yabancı” kitabının kahramanı Mersault kendisine “mutlu musun” diye soran sevgilisi Catherine’i şöyle yanıtlar; “Seçmek ve istediğini serbestçe yapmak zorunda olduğunu, mutluluk için bir takım şartların gerektiğini düşünmekle yanılıyorsun. Önemli olan mutluluğu istemektir. Bu çok büyük ve her an var olan bir bilinçtir. Gerisi, sanat, başarı, hepsi bahane. Üzerine nakış işlenecek bir kanaviçe.” der ve başka bir yerde cahil cesaretini tavsiye ederek şöyle ekler; “… mutlu yaşantıyı kusursuz hale getirmek için minimum bilgisizlik gereklidir. Buna sahip olmayanlar, onu arayıp bulmalıdırlar, bilgisizliğin kazanılması şarttır.”.
Kazanılmış cehaletle kitleler mesut mutlu yaşarken, rahatsız mimarlar Camus’nun “Sissofes Efsanesi”nde anlattığı gibi; düşeceğini bile bile koca kayayı yokuş yukarı itip dururlar…
