14 Temmuz 2014 Pazartesi

Kitap/ünal özüak
Masonluğa methiye..(ya da)masonluk açılım ve saçılımı...
Masonluğun ucundan kaldırıp içine bakanların ilk tepkisi “roman gibi yahu”dur.İşte bunu kaşımışlar. Masonluğun roman/senaryosunu yazmışlar. The Lost Symbol/ Kayıp Sembol Dünya Masonluğunun harici aleme açılım paketinin parçası olarak Dan Brown müessesesi’ne ısmarlanmış. Şundan sebep müessese diyorum; Arkasında  öylesi bir kurumsal pazarlama kurgusu var ki.. İnanılmaz. İnternet üzerinden kitap önsözünde bahsedilen linklere ulaştığınızda anında e-satınalmayla t-shirt’üne varana kadar almanız, sanal müzelere girerek dolaşmanız mümkün. Yayınlanmasının Başkan Obama’nın tv showlarında özel el sıkmalarınından yakalanarak Masonluğunun tartışıldığı günlere denk gelmesi de ne denli güzel pazarlandığının göstergesi.
Önceki çok satanları Da Vinçi’nin Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar’ın da Masonik motiflere yer veren Brown bu kez olay kurgusunu Amerika Birleşik Devletlerinin kurucusu ünlü Masonlar’ın mimarı oldukları başkent Washington DC.de ki sayısız mason mekanlarına odaklamış. Capitol Hill’den CIA Genel Merkezi önünde ki Krypto anıtına kadar saymakla bitmez mekanlar arasında bilinmezlikler yumağına sarıyorlar okuyanı. Okuyan demekte hafif kalır...araştıranı demek daha doğru. Divana uzanıp okunası kitap değil. O kadar çok krypto var ki hemen her sayfada tıklayıp internette sörf yaparak ilişkilisini bulmanız gerekiyor.
Kitap tüm resmi Mason sitelerinin, Ruh-bilim Enstitülerinin baştacı. Nasıl olmasın? Masonların özünde,”sembollerle ifade edilen allegori peçesiyle örtülü ahlak sistemlerini ” macera romanı olarak popüler dünyaya taşımış.  Büyük üstadlarının, Amerikan tarihini 17.ci asır İngiltere’sinden taşıdıkları ritüellere uygun şekilde yazmış/inşaa etmiş olmalarından gurur duyuyorlar.Başta Amerikanın babası denilen George Washington olmak üzere Bağımsızlık Bildirgesini imzalayan Ülke kurucularının hemen tamamı ve bu güne kadar ki başkanların onbeşi mason.Baba ilk planlamayı kendisi de mason olan şehrin mimarı Pierre Charles L'Enfant’a vermiş  ve yerleşim planı mason mabedinin planına göre uyarlanmış.Yıllar içinde yapılan binalar bu şemaya göre konuşlandırılmış ve her bina masonik motiflerle şekillenmiş.  Masonluğun en büyük derecesi olan 33 Ulusal Katedral/Washington National Katedral’in üstünde yükseldiği kolonların sayısı ve 33 kata eşdeğer yüksekliğinde gözüküyor.  İskoç rithinin mabedi House of Temple ve içerisinde Masonluğun ABD tarihinde ki yerinin sergilendiği George Washington Masonic Monument kentin yüzük taşları. United States Capitol binasının tüm toplantı odaları başlı başına mason mabedi olarak tasarlanmış.Kahramanımız şifre uzmanı Prof.Robert Langdon ABD’nin ülke mührünün/State Seal yıllardır konuşulan sırrında çözüyor.
       
Masonik piramiti Musevi yıldızla birleştirip köşe harflerin şifre karşılığını koyarak MASON sözcüğüyle başbaşa bırakıyor bizi.Piramidin en altında roma rakamıyla bir tarih yazmaktadır..."MDCCLXXVI" M:1000 D:500 C:100 L:50 X:10 V:5 I:1 ise bu tarih; 1776 Yani ABD'nin doğum günü ve aynı zamanda İllumunati’nin kuruluşu (1mayıs1776)dur.
Aslını ararsanız film senaryosunu da eş zamanlı yazmış Brown. Romanı okurken Brown’ın karakter tasvirleri eşliğinde internetten mekanları da indirdiniz mi filmi interaktif çekiyor,olaya katılıyorsunuz bir anlamda. Bizim F tipi ceza evlerini de bulaştırmak suretiyle,fena halde İndiana Jones havasına soktuğu potborisine bir tutam Midnight Express’de katmış.
Geçtiği mekanlarını doyumsayarak gezmiş olduğum için bana ayrıca büyük keyif veren thriller kıvamındaki roman tam bir masonik  teaser campaing/ kısa açıklamalarla merak uyandırmayı amaçlayan reklam kampanyası. Heyecan üst noktada tutulurken Masonluğa ait özendirici bilgiler soluk soluğa belleğinize kaydırılıyor.Kayıp Sembol adeta Masonluğun el-romanı.
Masonluk gizli mi yoksa kendine özgü gizleri olan örgüt müdür? Bir takım yaşlı adamlar bir arada toplanır sembolerin gizemli havasında felsefe yaparak boş zaman mı değerlendirirler? Yoksa uluslararası derin güç odaklarının yoğuştuğu mahveller midir Mason mabetleri?
Bu sorular ucu açıkta bırakılarak usunuza vuruluyor.
Bakın ben karışmam... İçiniz dışınız Masonluk dolduktan sonra “Vay anasına!” da, “Hay anasını...! ”da diyebilirsiniz.. Kitabı kafama atmaca yok.

#Türkçesi Altın Kitaplar’dan Aralıkta çıkıyor 
Ünal Özüak/mimari kitap

Her fani biraz mimardır

68 kuşağı ODTÜ Mimarlık öğrencileri olarak Cumhuriyet dönemi sivil mimari yapıtlarına örnek olarak gözümüzü Enis Kortan hocamızın “Tuzla’da bir ev”iyle açtık. İçimiz dışımız bu evle doldu..Tarih dersinde,temel tasarım stüdyolarında hatta statikte bile incik cıncık inceledik evi. Tüm hocadan muzdarip öğrenciler gibi üstümüze bu kadar fazla gelinince ve de Enis hocamız eklektik (araklama) Mimariye çok karşı olduğundan(!)bu evin özgün tasarımının öykündüğü Frank Lyod Wright yapılarını da bulduk.Daha sonra atölye şefliğini yaptığım yaşayan en büyük Türk Mimar ve Şehir planlamacısı Behruz Çinici’nin içinde okuduğumuz dönemin başeseri Mimarlık Fakültesi Binası’nın Japon Mimar Kenzo Tange yapılarına benzerliğini derslerinde ve kitaplarında sergileyen, hocalığı müthiş ama uygulaması pek zayıf Enis hocanın da tek uygulaması Tuzla’da “öykünmenin karşı konulamaz çekiciliğine” düşmüş olmasını yakalamış olmak da ayrı bir keyif veririrdi bize.
Gel zaman git zaman…Notu kıt,ne yapsak dünyadan yapılmış örneğini önümüze koyarak şevkimizi kıran,Enis hocamıza esas azizliği ”Doktorların hataları toprak altında Mimarların ki ise göz önüne kalır ve fakat birileri onu düzeltir” yazılmamış yasası gereği kullanıcı Gogen ailesi yaptı.67’de yapılmış bu villa hala duruyor ama ilk yapımıyla yakından uzaktan alakası yok. Kavisli salon tavanı ve kuzey cephesine cephe gösterişi uğruna yapılmış güneş kırıcılar(!) olmasa öğrenciliğimin kabusunu tanıyamıyacaktım. Gogen’ler yıllar içinde gıdım gıdım orasını burasını Petroçelli vari kurcalayarak evi kendi beğenilerine göre şekillendirmişler. KAYBOLAN İSTANBUL´UM; BİR MİMARIN ANILARI 1947 - 1957 / ENİS KORTAN / BOYUT YAYIN GRUBUKaybolan İstanbulum” kitabıyla benzeri Mimari deformasyondan yakınan hocam kendi yaptığı evi kaybetmiş...”Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste” durumu var anlayacağınız.Aslından ev son haliyle daha güzel de olmuş dersem hiç abartmış olmam ama baştan yapımda(!)müellif Mimarına danışma gereği duyulmamasının entellektüel etikle bağdaşmadığını söylemeden geçemem.Mesleğin ikonu olmuş ilk megaron’un (tek tarafı açık üzeri kapalı bilinen ilk insan barınağı) yapımından bu yana Mimarlık mesleği kullanıcı sultasını hoş görüyle karşılamak zorunda kalmıştır...Müşteri daima haklıdır.
Kalemi kuvvetli,Mimarlık eğitimine katkıları yadsınamayacak hocamın kitapları mesela “Mimarlık Antolijisi” Mimarlıkla ilgili herşeyin adresi YEM Yayınlarında çıkmıştır. Kendini Mimarlığa ait her bilgiyi yayma ve paylaşmaya adamış Doğan Hasol bu kez önlüksüz Mimarlara manuel hazırlayarak ellerini daha da kuvvetlendirmiş.
Yapı Endüstrisi Yayınları Mimarlık dilini “cep”e koyarak Mimarlar ve kendini Mimar hissedenler için “Mimarlık Cep Sözlüğü”nü çıkardı. Yaklaşık 3.000 maddeden oluşan sözlükte açıklamaları desteklemek amacıyla 438 adet siyah-beyaz çizim ve fotoğraf bulunan kitap tam anlamıyla her eve lazım türünden.
Artık İZM’ini de ceplerinde bulan, Barok’du Gotik’di paralamaya bayılan, alaylı Mimarları kimse tutamaz...

YEM Yayınları220 sayfa,448 adet siyah beyaz çizim ve fotoğraf, www.yemkitabevi.com



Ustaların ustasının çızıktırdıkları
Kitap/Ünal Özüak
68 kuşağının en büyük ayırıca özelliği “Rönesans adamı” oluşları,siyasal bilimden edebiyata kadar geniş bir yelpaze içinde,hemen her eğitim disiplininden çok kuvvetli bir öğrenim altlığı ile daha lise çağlarında bezenmiş olarak hayata atılmalarıdır. Dosteyevski,Tolstoy vb. Dünya Edebiyatı devleri ortaokulda hatmedilir, varaluşçuluğun babası Jean Paul Sartre, büyük saçma/ absürd yazarı Albert Camus, Nieztche ile felsefi dağarcık doldurulur, Karl Marks,Friedrich Engels ve Nazım Hikmet Ran ile politik hayat görüşü pekiştirilir “Dünyayı değiştirmek,yeni bir hakça düzen kurmak” üzere sokaklara dökülünürdü.
Kuşağın yaşamda ki en büyük akıl ustası ise (şimdilerde buna yaşam koçu deniliyor) Dünyadaki en büyük dehalardan birisi...Ressam, mucit, anatomi bilgini, teorisyen, felsefeci, müzisyen ve öğretmen olarak sanat, edebiyat, bilim ve teknolojiye olan büyüleyici katkılarıyla sadece Rönesans’ın değil tarihin gelmiş geçmiş en büyük “çok yönlü zekası” Leonardo da Vinci (1452-1519)idi.  
Tek fakat çok adam Leonardo hayatı boyunca sayısız defter tuttu. Net sayı hâlâ tam olarak bilinmiyor.Bu defterlerden derlenen çalışmalarının en büyüleyici olanları bir araya getirerek Leonardo’nun zihninin derinliklerini nefes kesici bir ustalıkla ortaya koyduğu kendi notları ve hassas çizimleri, onun akıl dünyasına dalmak isteyen okurlarla LEONARDO’nun DEFTERLERİ kitabında buluşturulmuş..  
Kitap Leonardo’nun uygulamalı resim ve mimarlık dersleri, sanat, felsefe ve bilim üzerine notlarından ve çizimlerinden oluşuyor. Bu yazılar ve çizimler, gözden geçirilmiş bir formatla sunulmakta olup ana başlıklar ve alt bölümler halinde düzenlenmiştir. Çizimlerin konu ve ayrıntılarındaki muazzam çeşitlilik, olağanüstü bir gözlem ve akıl yürütme yeteneğine sahip doyumsuz ve bilgiye aç bir zihni açığa vuruyor.Kitapta ayrıca bugün hayata geçirilmesi gündemde olan Leonardo’nun Haliç için tasarladığı köprünün ayrıntıları da anlatılmaktadır.
  
Leonardo, herkesçe kabul gören kurulu düzene karşı olma eğilimiyle orijinal elyazması metinlerin çoğunu farklı bir diyalekt ve esrarlı kısaltmalarla sağdan sola doğru yazmıştır.Bununla birlikte kelimelerin ve resimlerin ortak senfonisinde kulaklarımızda yankılanan şey, Leonardo’nun mimari, insan anatomisi, resim ve çizim, mekanik icatlar, botanik ve bitkiler, havacılık, haritalar ve daha pek çok konu hakkındaki göz kamaştırıcı çalışmalarıdır. 68’liler bundan dolayı ayrı bir severler üstadı.  
Bu kitap aynı zamanda bir eğitim kılavuzu.. Leonardo’nun öğretici yönünü de açığa çıkarmakta.Açıklamalar basit ve netr. Leonardo ressam adaylarına değerli tavsiyelerde bulunmaktadır. Kitabı okudukça kendinizi büyük üstat ile aynı odada birlikte çalışıyor gibi hissedeceksiniz

LEONARDO’nun Defterleri/Leonardo’s Notebooks
Arkadaş Yayınları
Tel:0312 396 01 11
ISBN 978-975-509-650-6


Basılamamış başucu kitabı/Ünal Özüak
Mimar çok şeydir..
Aslında bana kalsa “mimar her şeydir”ama tevazuyu elden bırakmayalım.AB’nin kabul ettiği üç asal meslek doktorluk, avukatlık içinde mimarlık adı üstünde tek yapıcı, yaratıcı olanıdır. Mimar çok boyutlu kavrar dünyayı.Bizim Fahriye hocamızda(68 ODTÜ’lüleri hoca çağırırlar birbirlerini) başka bir boyuttan yakalayıp Klasik Türk Musikisinin İstanbul’da çalındığı mekanlarla dönemsel ilişkisini irdeleyen “Kent,Müzik ve Yere Bağlılık-Sevgili İstanbul” büyük araştırma kitabını yazmış.
Güzel ODTÜ günlerinde A.Muhip Dranas’ın “Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla” şiirini mırıldanarak takıldığımız,şimdinin Colarado Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Ögretim Üyesi Prof. Fahriye Hazer Sancar öğrenciyken okulun çalışkanlığı ile en kıskanılan öğrencisiydi. Ankara Koleji, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve hatta bütün Üniversitenin iftahar öğrencisi,ayaklı kütüphanesi,bilim data bankasıydı.
Başka bir deyişle harika çocuktu.
Harika Fahriyemiz; “Çok insan anlamaz eski musikimizden,
                            Ondan anlamayan anlamaz bizden...” (Karakoyunlu)dan yola koyularak...
Cennetten bir köşe hayal şehirde
Bir zümrüt koy vardır Boğaziçinde..” Necdet Varol(kürdilihicazkar)
İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar
Düşşün suya yer yer erisin eski zamanlar
Sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar
                                                         Behçet Kemal Çağlar/Münir Nurettin  (nihavent)
Dizeleri arasında ki şiirsel dolaşımını bağlantılı mekanların dünü ve bugünü resim,kronolojik dizin ve illüstrasyonlarla bezeyerek  şiirsel olduğu kadar bilimselde olan akıcı ve yalın bir uslupla kitaplaştırmış.
Klasik Türk ve Batı Müziği benzerliklerine değindiği bölüm mutlaka okunası. Batı müziğinin ilk sistematik analizini Aristo’nun yaptığını ve eskilerin matematik biliminin dört bölümünden biri olarak kabul ettikleri musikiyi “Batının Türk bilgini Farabi’den öğrenmiş olduğu” iddasına kafa yoruyoruz.
Rast makamının Makamların dilinin....
2010 Kültür Başkenti güzel İstanbul’u bundan güzel anlatan eşinin olmadığına yürekten inandığım,Türkçe_İngilizce hazırladığı, telifini bile aldığı bu eser, Rint Yayıncılık tarafından bir türlü devreye sokulamamış.AKM ve Ayazağa Kültür Merkezi’ne duyarsız kalan kültürden nasibini alamamışların Türkiye’sinde yadırgamamak lazım ama insan genede kahroluyor.

Yoksa biz “Lale devri çocuklarıyızda zamanımızın geçtiğinin farkında mı değiliz?”