X’ SOLCUYUM DEMENİN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ…
Yazar Ünal Özüak -
21 Mart 2018 SONSÖZ
Yazar Ünal Özüak -
21 Mart 2018 SONSÖZ
‘GELİŞİMİN ETKİSİYLE DÖNÜŞTÜM’ MADRABAZLIĞI ARKASINA SAKLANIP ‘ESKİ SOLCUYUM’ DİYENLERE İFRİT OLUYORUM. NE DEMEK ESKİ SOLCU OLMAK? HELE SOL PRATİK İÇİNDE YER ALMADAN ‘MIŞ GİBİ YAPANLAR’ ÇOK ASABIMI BOZUYOR. ‘X’ DİYE ÖLMÜŞ ŞAHSA DERLER Kİ…
Kendine “eski” solcuyum diyen de karakter iflasından “x” olmuştur zaten. Solculuk; özgür düşünce severlik, bağımsız us düşkünlüğünün özümsenmiş, içtensellenmiş varoluş biçimidir. Eskisi yenisi olmaz. “Ortodoks bir solcu tavrıyla hareket ediyor olabilirim..” diyerek lafa girerek “Komedi bunun neresinde” başlığı atan Uğur Vardan ve “eski solcu arkadaşlarım gene bana kızacak ama Stalin ve SSCB dönemini iyi bilen eski solcu olarak insanlık tarihini en karanlık en, trajik döneminden bahseden filme güzelleme yaparak hararetle tavsiye eden Ertuğrul Özkök.. pencerelerinin dışından seyrettim “Stalin’in Ölümü” filmini. Hakkında yazılanlardan derlediklerimle anlatayım filmi size; “The Thick of It”,“In the Loop” ve “Veep” gibi film ve TV şovlarının senaristliğini ve yönetmenliğini üstlenen politik hiciv ustası Armando Iannucci’nin yeni filmi “The Death of Stalin”; Sovyetler Birliği’nin despot ve diktatör lideri Joseph Stalin’in 1953 yılındaki ölümünün hemen ertesinde iktidar kabinesinde yer alan isimlerin liderlik için girdiği güç çatışmalarını ve kapılı kapılar ardında dönen kirli entrikaları kara komedi yoluyla ekranlara taşıyor.
Yaptığı işlerde, devleti yönetenlerin işlevsizliğini tasvir ederek gerçek yaşam liderliğinin telaşlı doğasına karikatürize bir parlaklık kazandıran Iannucci, The Death of Stalin’de, bir tiranın ölümünden sonra boşalan siyasi iktidar koltuğuna geçmek için türlü dalavereler ve çirkinlikler tezgahlayan politikacıları yakın markaja alıyor. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren ve ülkemizde !f İstanbul vesilesiyle ve şimdi Başka Sinema’da izleme fırsatı yakaladığımız film, hem Iannucci meraklılarını tatmin edecek hem de Steve Buscemi ve Jeffrey Tambor gibi yıldız oyuncuların bulunduğu oyuncu kadrosuyla yapımcılarının ticari beklentilerini de karşılayacak gibi duruyor. Özellikle son zamanlarda, ABD’de ve başka birçok ülkede yaşanan biz de de çok yakın gelecekte yaşanması beklenen siyasi kargaşaları ve çekişmeleri de düşününce, hükümetlerin yozlaşmasını ekrana taşıyan böylesi bir kara komedi daha fazla dikkate değer oluyor. Nietzsche’nin söylediği gibi seyredenin entellektüel kapasitesini sonuna kadar doyuran film “Emret Başbakanım” dizilerinde yakalanan soğuk ince iğneleyici espri kıvamında. Fabien Nury ve Thierry Robin’in Fransız çizgi romanından uyarlanan filmde Jeffrey Tambor, Steve Buscemi, Andrea Riseborough, Olga Kurylenko, Rupert Friend, Michael Pali yer alıyor.Film, acımasız diktatör Joseph Stalin’in (Adrian McLoughlin) ‘ülkeyi mahvettiğine dair’ kendisine gönderilen kötü bir notu okuyup gülmeye başladığı ve aniden geçirdiği beyin kanaması sonucu yere yığıldığı 1953 yılının Moskova’sında geçiyor.Film SSCB lideri Loseph Stalin’in son günleri ile başlıyor ve çalışma odasında ölü bulunmasıyla şekilleniyor. Film bu ölüm sonrası yaşananları gözler önüne seriyor. Yaşananlar bazıları için bir fırsat anlamına geliyor. Stalin’in çevresindeki isimler iktidar yarışına giriyor. Olaydan sonra Stalin’in odasına ilk gelen danışmanlarından Lavrentiy Beria (Simon Russell Beale) olur. Beria’dan sonra odaya giren Georgy Malenkov’un (Jeffrey Tambor) paniği, Beria’nın zayıf iradeli Malenkov’u bir kukla olarak kullanarak, kendisini Stalin’in yokluğunda kumandanlık yapmaya sevk eder. Daha sonra odaya sırasıyla Nikita Khrushchev (Steve Buscemi), Vyacheslav Molotov (Michael Palin) ve Lazar Kaganovich (Dermot Crowley) gelir. Ne yapacaklarını bilmeyen bu koca adamlar bir an evvel doktor getirilmesini emreder; ancak Stalin’in ülkenin en iyi doktorlarını öldürttüğü ya da siyasi kamplara gönderdiği gerçeğiyle yüzleştiklerinde işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Az zaman sonra gelen Stalin’in ölüm haberiyle ‘sarsılan’ ve telaşlarından ne yapacaklarını bilmeyen danışmanlar, siyasi iktidar koltuğuna aralarından hangisinin oturması konusunda ise kararsızlardır. Etkisiz eleman konumundaki Malenkov, Khrushchev ve Beria gibi Merkez Komite üyeleri tarafından yeni Komünist Parti lideri seçilir; ancak çok zaman geçmeden birçok parti yetkilisi kendi gündemlerini ileri sürmek için onu kandırıp, manipüle etmeye başlar. Ve parti içinde, bir yanda Beria ve Malenkov bir yanda Khrushchev ve Kaganovich’ten oluşan iki fraksiyon ortaya çıkar. Stalinizmin gerçek bir mümini olan Molotov, zamanla Parti içindeki hizipçiliğe karşı çıkmaya çalışsa da herkes kendi kirli entrikalarını sahneye koymaya çoktan başlamıştır. İşin içine bir de Kızıl Ordu komutanları ve Stalin’in yokluğunda söz sahibi olmak isteyen oğlu ve kızı da girince cenaze töreni hepten karışır. Iannucci’nin 1950’li yılların lider konumdaki ülkelerinden biri olan Sovyetler Birliği’ni ve onun komünist rejiminin altındaki koltuk sevdalısı liderlerini hicvetme becerisi de güldürürken düşündürmeye davet ediyor. Bir daha yaşanmasını evlerden ırak olmasını dilediğim dilemmanın filmini MUTLAKA İZLEYİN!..
Yaptığı işlerde, devleti yönetenlerin işlevsizliğini tasvir ederek gerçek yaşam liderliğinin telaşlı doğasına karikatürize bir parlaklık kazandıran Iannucci, The Death of Stalin’de, bir tiranın ölümünden sonra boşalan siyasi iktidar koltuğuna geçmek için türlü dalavereler ve çirkinlikler tezgahlayan politikacıları yakın markaja alıyor. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde gerçekleştiren ve ülkemizde !f İstanbul vesilesiyle ve şimdi Başka Sinema’da izleme fırsatı yakaladığımız film, hem Iannucci meraklılarını tatmin edecek hem de Steve Buscemi ve Jeffrey Tambor gibi yıldız oyuncuların bulunduğu oyuncu kadrosuyla yapımcılarının ticari beklentilerini de karşılayacak gibi duruyor. Özellikle son zamanlarda, ABD’de ve başka birçok ülkede yaşanan biz de de çok yakın gelecekte yaşanması beklenen siyasi kargaşaları ve çekişmeleri de düşününce, hükümetlerin yozlaşmasını ekrana taşıyan böylesi bir kara komedi daha fazla dikkate değer oluyor. Nietzsche’nin söylediği gibi seyredenin entellektüel kapasitesini sonuna kadar doyuran film “Emret Başbakanım” dizilerinde yakalanan soğuk ince iğneleyici espri kıvamında. Fabien Nury ve Thierry Robin’in Fransız çizgi romanından uyarlanan filmde Jeffrey Tambor, Steve Buscemi, Andrea Riseborough, Olga Kurylenko, Rupert Friend, Michael Pali yer alıyor.Film, acımasız diktatör Joseph Stalin’in (Adrian McLoughlin) ‘ülkeyi mahvettiğine dair’ kendisine gönderilen kötü bir notu okuyup gülmeye başladığı ve aniden geçirdiği beyin kanaması sonucu yere yığıldığı 1953 yılının Moskova’sında geçiyor.Film SSCB lideri Loseph Stalin’in son günleri ile başlıyor ve çalışma odasında ölü bulunmasıyla şekilleniyor. Film bu ölüm sonrası yaşananları gözler önüne seriyor. Yaşananlar bazıları için bir fırsat anlamına geliyor. Stalin’in çevresindeki isimler iktidar yarışına giriyor. Olaydan sonra Stalin’in odasına ilk gelen danışmanlarından Lavrentiy Beria (Simon Russell Beale) olur. Beria’dan sonra odaya giren Georgy Malenkov’un (Jeffrey Tambor) paniği, Beria’nın zayıf iradeli Malenkov’u bir kukla olarak kullanarak, kendisini Stalin’in yokluğunda kumandanlık yapmaya sevk eder. Daha sonra odaya sırasıyla Nikita Khrushchev (Steve Buscemi), Vyacheslav Molotov (Michael Palin) ve Lazar Kaganovich (Dermot Crowley) gelir. Ne yapacaklarını bilmeyen bu koca adamlar bir an evvel doktor getirilmesini emreder; ancak Stalin’in ülkenin en iyi doktorlarını öldürttüğü ya da siyasi kamplara gönderdiği gerçeğiyle yüzleştiklerinde işler iyice içinden çıkılmaz bir hal alır. Az zaman sonra gelen Stalin’in ölüm haberiyle ‘sarsılan’ ve telaşlarından ne yapacaklarını bilmeyen danışmanlar, siyasi iktidar koltuğuna aralarından hangisinin oturması konusunda ise kararsızlardır. Etkisiz eleman konumundaki Malenkov, Khrushchev ve Beria gibi Merkez Komite üyeleri tarafından yeni Komünist Parti lideri seçilir; ancak çok zaman geçmeden birçok parti yetkilisi kendi gündemlerini ileri sürmek için onu kandırıp, manipüle etmeye başlar. Ve parti içinde, bir yanda Beria ve Malenkov bir yanda Khrushchev ve Kaganovich’ten oluşan iki fraksiyon ortaya çıkar. Stalinizmin gerçek bir mümini olan Molotov, zamanla Parti içindeki hizipçiliğe karşı çıkmaya çalışsa da herkes kendi kirli entrikalarını sahneye koymaya çoktan başlamıştır. İşin içine bir de Kızıl Ordu komutanları ve Stalin’in yokluğunda söz sahibi olmak isteyen oğlu ve kızı da girince cenaze töreni hepten karışır. Iannucci’nin 1950’li yılların lider konumdaki ülkelerinden biri olan Sovyetler Birliği’ni ve onun komünist rejiminin altındaki koltuk sevdalısı liderlerini hicvetme becerisi de güldürürken düşündürmeye davet ediyor. Bir daha yaşanmasını evlerden ırak olmasını dilediğim dilemmanın filmini MUTLAKA İZLEYİN!..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder