Basılamamış
başucu kitabı/Ünal Özüak
Mimar
çok şeydir..
Aslında bana kalsa “mimar
her şeydir”ama tevazuyu elden bırakmayalım.AB’nin kabul ettiği üç asal meslek
doktorluk, avukatlık içinde mimarlık adı üstünde tek yapıcı, yaratıcı olanıdır.
Mimar çok boyutlu kavrar dünyayı.Bizim Fahriye hocamızda(68 ODTÜ’lüleri hoca
çağırırlar birbirlerini) başka bir boyuttan yakalayıp Klasik Türk Musikisinin
İstanbul’da çalındığı mekanlarla dönemsel ilişkisini irdeleyen “Kent,Müzik ve Yere Bağlılık-Sevgili
İstanbul” büyük araştırma kitabını yazmış.
Güzel ODTÜ günlerinde A.Muhip
Dranas’ın “Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla” şiirini mırıldanarak
takıldığımız,şimdinin Colarado Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Ögretim Üyesi
Prof. Fahriye Hazer Sancar öğrenciyken
okulun çalışkanlığı ile en kıskanılan öğrencisiydi. Ankara Koleji, ODTÜ
Mimarlık Fakültesi ve hatta bütün Üniversitenin iftahar öğrencisi,ayaklı
kütüphanesi,bilim data bankasıydı.
Başka bir deyişle
harika çocuktu.
Harika Fahriyemiz; “Çok insan anlamaz eski musikimizden,
Ondan anlamayan anlamaz bizden...” (Karakoyunlu)dan yola
koyularak...
“Cennetten bir köşe hayal şehirde
Bir zümrüt koy vardır
Boğaziçinde..” Necdet
Varol(kürdilihicazkar)
“İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar
Düşşün
suya yer yer erisin eski zamanlar
Sarsın
bizi akşamda şarap rengi dumanlar”
Behçet Kemal Çağlar/Münir Nurettin (nihavent)
Dizeleri arasında ki
şiirsel dolaşımını bağlantılı mekanların dünü ve bugünü resim,kronolojik dizin
ve illüstrasyonlarla bezeyerek şiirsel
olduğu kadar bilimselde olan akıcı ve yalın bir uslupla kitaplaştırmış.
Klasik Türk ve Batı
Müziği benzerliklerine değindiği bölüm mutlaka okunası. Batı müziğinin ilk
sistematik analizini Aristo’nun yaptığını ve eskilerin matematik biliminin dört
bölümünden biri olarak kabul ettikleri musikiyi “Batının Türk bilgini
Farabi’den öğrenmiş olduğu” iddasına kafa yoruyoruz.
Rast
makamının Makamların dilinin....
2010
Kültür Başkenti güzel İstanbul’u bundan güzel anlatan eşinin olmadığına
yürekten inandığım,Türkçe_İngilizce hazırladığı, telifini bile aldığı bu eser,
Rint Yayıncılık tarafından bir türlü devreye sokulamamış.AKM ve Ayazağa Kültür
Merkezi’ne duyarsız kalan kültürden nasibini alamamışların Türkiye’sinde
yadırgamamak lazım ama insan genede kahroluyor.
Yoksa
biz “Lale devri çocuklarıyızda zamanımızın geçtiğinin farkında mı değiliz?”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder