14 Temmuz 2014 Pazartesi

Basılamamış başucu kitabı/Ünal Özüak
Mimar çok şeydir..
Aslında bana kalsa “mimar her şeydir”ama tevazuyu elden bırakmayalım.AB’nin kabul ettiği üç asal meslek doktorluk, avukatlık içinde mimarlık adı üstünde tek yapıcı, yaratıcı olanıdır. Mimar çok boyutlu kavrar dünyayı.Bizim Fahriye hocamızda(68 ODTÜ’lüleri hoca çağırırlar birbirlerini) başka bir boyuttan yakalayıp Klasik Türk Musikisinin İstanbul’da çalındığı mekanlarla dönemsel ilişkisini irdeleyen “Kent,Müzik ve Yere Bağlılık-Sevgili İstanbul” büyük araştırma kitabını yazmış.
Güzel ODTÜ günlerinde A.Muhip Dranas’ın “Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla” şiirini mırıldanarak takıldığımız,şimdinin Colarado Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Ögretim Üyesi Prof. Fahriye Hazer Sancar öğrenciyken okulun çalışkanlığı ile en kıskanılan öğrencisiydi. Ankara Koleji, ODTÜ Mimarlık Fakültesi ve hatta bütün Üniversitenin iftahar öğrencisi,ayaklı kütüphanesi,bilim data bankasıydı.
Başka bir deyişle harika çocuktu.
Harika Fahriyemiz; “Çok insan anlamaz eski musikimizden,
                            Ondan anlamayan anlamaz bizden...” (Karakoyunlu)dan yola koyularak...
Cennetten bir köşe hayal şehirde
Bir zümrüt koy vardır Boğaziçinde..” Necdet Varol(kürdilihicazkar)
İstanbul’u sevmezse gönül aşkı ne anlar
Düşşün suya yer yer erisin eski zamanlar
Sarsın bizi akşamda şarap rengi dumanlar
                                                         Behçet Kemal Çağlar/Münir Nurettin  (nihavent)
Dizeleri arasında ki şiirsel dolaşımını bağlantılı mekanların dünü ve bugünü resim,kronolojik dizin ve illüstrasyonlarla bezeyerek  şiirsel olduğu kadar bilimselde olan akıcı ve yalın bir uslupla kitaplaştırmış.
Klasik Türk ve Batı Müziği benzerliklerine değindiği bölüm mutlaka okunası. Batı müziğinin ilk sistematik analizini Aristo’nun yaptığını ve eskilerin matematik biliminin dört bölümünden biri olarak kabul ettikleri musikiyi “Batının Türk bilgini Farabi’den öğrenmiş olduğu” iddasına kafa yoruyoruz.
Rast makamının Makamların dilinin....
2010 Kültür Başkenti güzel İstanbul’u bundan güzel anlatan eşinin olmadığına yürekten inandığım,Türkçe_İngilizce hazırladığı, telifini bile aldığı bu eser, Rint Yayıncılık tarafından bir türlü devreye sokulamamış.AKM ve Ayazağa Kültür Merkezi’ne duyarsız kalan kültürden nasibini alamamışların Türkiye’sinde yadırgamamak lazım ama insan genede kahroluyor.

Yoksa biz “Lale devri çocuklarıyızda zamanımızın geçtiğinin farkında mı değiliz?” 

Hiç yorum yok: