5 Temmuz 2008 Cumartesi

ünal özüak
Eskiye rağbet olsa bitpazarına nur yağar mıydı?
Atatürk'ün direktifleri ile 1930 yılında Fransız uzmanlar tarafından kurulan “Mecidiyeköy Likör ve Kanyak" fabrikasının "sınırsız kat" vaadiyle tek katılımlı ihale sonucu Maslak’ta Saphire kulesini dikmekte olan Kiler Grubuna satılması yenisini yapmak için Modern mimarlık mirasının önemli yapılarının yıkılıp yıkılmaması tartışmasını gündeme taşıdı. Mimaride kübizm akımının Le Corbusier ile birlikte öncüllerinden olan yapının mimarı Robert Mallet-Stevens, Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye’ye davet edilen, döneminin en önemli Fransız mimarlarından biri. O’nun Fransa dışındaki tek yapısı” olan fabrika, aynı zamanda İstanbul’un ilk sanayi yapılarından biri olma özelliğini taşıyor.
Fransa, önemini ölümünden atmış sene sonra kabul ettiği mimarı için Paris Pompidou Kültür Merkezi’nde 27 Nisan-29 Ağustos tarihleri arasında açık kalacak bir sergi düzenledi. Ne gariptir ki bugün eserleri sergilenmekte olan Robert Mallet-Stevens 1927’de Paris'in 16. Bölgesinde yaptığı, adını taşıyan sokağa, kübizm esintileri taşıyan bahçe içinde konut beş ayrı yapmış. Döneminde “birbirinden bağımsız olmakla beraber içiçe, sırt sırta, ortak yeşil alanlar yaratarak aynı mimari dil, gabari ve hatlarla ilişkilendirerek tasarlanmış” diye göklere çıkarılan evlerin yerinde bugün yeller esiyor. Miadını doldurmuş yapılar kültürel miras olarak saklanmalı mı yoksa yaşamsal devinim içerisinde yerlerine çağdaş yapılara mı terk etmeliler sorgulamasının bir başka örneği de gene Fransa’dan.
1977’de Paris Pompidou Kültür Merkezi’ni Paris’in simgesi, yaşamının büyük parçası tarihi Hal Binalarını yıkıp yerine Renze Piano ve Richard Rogers’ın uçuk kaçık dışavurumcu yapısını yaptılar. Entelektüel ortamda çok tartışıldı ama bu gün Paris’in simgelerinden biri O artık.. Yok, onlar saygı göstermemişler ki biz gösterelim diye vermedim bu örnekleri. Eşyanın tabiatında vardır değişim. Atatürk Kültür Merkezi, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu ve Likör Fabrikası’da değişen yaşam biçimlerinin isterleri doğrultusunda değişim yaşamalıdırlar. Mecidiyeköy artık sanayi bölgesi olmadığına, Mimari’de sokak tanımlamasıyla “yaşamsal fonksiyonlara kabuk giydirme sanatı” olduğuna göre bu bölgede yapısal planlamada fonksiyonunu yitirmiş fabrika binasının varlığı ihmal edilebilir. Ehem mi mühime tercih etmek de kurgusal zekâ gerektirir.
Kent mobilyası, ikonu olabilecek çağdaş yeni bir heykelsi Kültür Merkezi Yapısı, dökülen AKM’den çok daha yakışır 2010 Kültür Başkenti İstanbul’a. İleriye bakarken gerimizi kollayalım ama lütfen akıl ve mantık çerçevesinde.

Hiç yorum yok: